AVRUPA SİYASETİNDE AŞIRI SAĞI ANLAMAK

Bünyamin Bezci

Abstract


Aşırı sağ siyasetin yükselişini Avrupa siyaseti açısından bir marjinalite olarak değerlendirmek ve geçici bir durum olduğunu düşünmek hatadır. Aşırı sağ siyaset biçimi kapitalizmin gelişim evresine uygun yapısallaşmış bir durumdur. Diğer taraftan varolan durum bir marjinalite değildir. Avusturya’da uzun zamandır legal bir partidir. Fakat son yıllarda kapitalist sistemin gelişim evresiyle de uygun bir ivme kazanmıştır. Bu anlamda aşırı sağ hareketleri dünya sistemine bir karşı çıkış olarak okumak eksik kalacaktır. Bu tür siyaset tarzı daha ziyade dünya sisteminin gelişim trendleriyle uygun konformist politik hareketlerdir. Yani bir isyan politikası değil, bir uyum politikasıdır.

Aşırı sağ söylemlerin politikalarının dünya sistemiyle uyumluluğunu politik tarzın merkez sağ tarafından da kabullenilmesinde görebiliriz. Hatta merkez sol partiler bile kültürel çatışmalar bağlamında hazmedemediği farklılıklarla baş etmenin yolunu asimilasyoncu politikalarda aramaktadır. Aşırı sağın yükselişi 2008 sonrasını değil, neoliberalizmin başlangıç yıllarını imlemektedir. Göç meselesinin sadece ekonomik bir mesele olmaktan çıkışı da benzer döneme denk gelmektedir. Aşırı sağı motive eden artık farklı olanla arasında bir hiyerarşi arayışı değildir. Bu nedenle 1930’ların faşizminden ya da savaş sonrası neofaşizmden oldukça farklı bir motivasyona sahiptir. Zira neofaşizm halen ırklar arasında bir hiyerarşi kurmaya atıf yapmaktadır. Yeni aşırı sağ ise yerli olanın üstünlüğünü değil, farklılığını vurguladığını iddia etmektedir.

Aşırı sağ, zihin dünyası gereğince evrensel aydınlanmacı Batı medeniyetini herkese layık görmemektedir. Oysa aydınlanmanın insanlık kavramlaştırması tam da bu anlayış biçiminin yerelliğinin değil, evrenselliğinin altını çizmektedir. Kanttan beri aydınlanmanın mottosu evrensel hukuk kurallarına ulaşma ve bu kuralların her toplumda geçerli olmasını sağlama üzerinedir. Modernite küreselleştikçe insanlık kavramının da herkes tarafından anlaşılacağı ve kabullenileceği düşünülmektedir. Ancak bu bağlamda insan hakları kavramı anlamlı olmaktadır. Avrupa aşırı sağı ise insanlığa dair olanı kendine ait saymakta ve bu düşünce biçimine entegre olanı muhatap almakta fakat dünyanın önemli bir kesimini bu düşünce biçimine uyumlu bulmamaktadır. Bu nedenle bir zamanlar Avrupa’daki faşistlerin ötekisi olan Yahudiyi artık kendi medeniyet havzasına ait görürken Müslümanları kendi medeniyetine yakın bulmamaktadır.

90lı yılların bir başka tartışması da temsil kriziydi. Bu bağlamda özellikle siyasi alanda temsil edilmesi sorunlu olan azınlıklar, eşcinseller ya da göçmenlerin sorunu temsil krizi olarak algılanmaktaydı. Aşırı sağ bu tür tartışmayı tamamen tersinden okumaktadır. Burjuvanın çıkarlarının hâkim olduğu bir toplumda sessiz çoğunlukların ya da halkın gerçek çıkarlarının temsilini mümkün görmemektedir. Halkın çocuklarının temsili ancak farklı olanlara tahammül gösterilmediğinde mümkün gözükmektedir. Toplumsal desteği genişletme konusunda sıkıntı yaşayan aşırı sağ temsil krizini çoğu zaman bir lider kültüyle aşmaya çalışmaktadır. Avrupa siyasetindeki lider ve karizma eksikliğini kapatma konusunda mahir olan aşırı sağ politik liderler halktaki tabanlarını giderek genişletmektedir.


Refbacks

  • There are currently no refbacks.


............................................................................................................................................................................................................................

HOW DO YOU REGISTER and SUBMIT AN ARTICLE?

Registering and Logging in

Submitting an Article